Kur'an-ı Kerimden Ayetler

 MAKALELER 

HZ. HÜSEYİN HUZURU PEYGAMBERİN SANCAĞI

Hz. Hüseyin (ra)
 
Kainatın mana alemine sancak olan, Alemlerin şehidi, Huzuru Peygamberin sancağı..

 

Her Peygamberin bir diyeti vardır.
Hz. Adem’in diyeti, Cennetten yeryüzüne gönderilmekti.
Hz. Eyüp, yıllarca hastalık çekti.
Hz. Nuh’un diyeti, tufanda oğlunu manen ve zahiren kaybetmekti...
Hz. Nuh tufan esnasında Allahu Teala'ya yalvararak şöyle dedi;
“Nuh Rabbine dua edip dedi ki: «Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.” Hud-45  (TDV meali)

 

“Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.” Hud -46  (TDV meali)


Hz. Zekeriya testereyle iki parçaya ayrıldı. Hz. Zekeriya kendisini öldürmeye gelen Yahudilerden kaçarken büyük bir ağaca rastladı, ağaca hitaben “Ey ağaç gövdeni aç beni sakla” dedi. Ağaç Hz. Zekeriyayı gövdesine aldı, peşinden gelen Yahudilerin arasındaki şeytan ağaçta onu gördü ve “şu ağaca gizlenmiş ağacı kesin” dedi. Yahudiler büyük bir testere ile ağacı kesmeye başladılar. Testerenin ağzı Hz. Zekeriya'nın vücudunu kesmeye başlayınca; Hz. Zekeriya bir defa can acısıyla “ah” dedi. O an Allahu Teala, Hz. Zekeriya'ya hitaben; “Ey Zekeriya bir defa daha ah dersen seni peygamberler defterinden silerim" dedi.


Hz. Yahya'nın başı kesildi. Yahudiler, Hz. Yahya'yı tapınakta koyun boğazlar gibi kestiler.
Dünyada diyeti olmayan bazı Peygamberlerin diyeti mana aleminde başka bir sırdır.

Alem-i Ervahta, Peygamber Efendimize (s.a.v.) diyet takdir edilirken, bu diyet ehli beytinden seçildi. O sahne şöyle cereyan etti. Hz. Fatıma Annemiz; “ya Resulullah diyetin ben olayım", Hz. Ali; “ben olayım”, Hz. Hasan; “o diyet ben olayım", Hz. Hüseyin; "o diyet benim" dediler.
Ve Hz. Hüseyin, Resulullah Efendimizin (s.a.v.) diyeti olarak seçildi. Bu hadise hz. Hüseyinin şehadetinin mana alemindeki sebebidir.

Dünya aleminde Allahu Teala olayları sebeplerle yaratır. Hz. Hüseyinin şehadeti de bir sebepler zincirine göre zuhur etmiştir.
Allahın izniyle, hz. Hüseyinin şehid olacağından, Resulullah Efendimizin (s.a.v.), ehli beytinin ve Hz. Hüseyin'in kendisinin haberi vardı ve o şehadete bilerek onurla gitti. Haberdar oldukları şöyle anlatılır:
 
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) ümmü Seleme Annemizin evinde iken Cebrail (as) geldi. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Ümmü Seleme annemize: “Ya Ümmü Seleme Kapıda dur içeriye kimse girmesin,” dedi. O sırada Hz. Hüseyin geldi ve Resulullah Efendimize (s.a.v.) sarıldı. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) onu kucağına aldı, öptü ve sevdi. Cebrail (as): “Onu çok mu seviyorsun?” dedi. Efendimizde: “Evet!” dedi. Bunun üzerine Cebrail (as); “ümmetin onu öldürecektir!” dedi. Resulullah Efendimiz (s.a.v.), “Demek onu öldürecek olanlar ümmetim” dedi. Cebrail (as); “istersen onun öldürüleceği yeri sana göstereyim” dedi ve gösterdi. Oradan bir avuç toprak alıp getirdi. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) o toprağı aldı ve kokladı ve “Bu toprak gam ve bela kokuyor” buyurdu. Daha sonra toprağı Ümmü Seleme Annemize emanet olarak verdi ve “Ey Ümmü Seleme! Bu, torunum Hüseyin’in öldürüleceği yerin toprağıdır. Bu toprak ne zaman kan haline gelirse o vakit bil ki Hüseyin öldürülmüstür” buyurdu.


Resulullah Efendimiz (s.a.v.) bu toprağın Kerbela toprağı olduğunu söylemisti. Bu yere “tasa ve bela” yeri demiştir. Hz. Ali (ra) "Siffın"e giderken bu yöreden geçmisti. Fırat kenarında bir köy olan Ninova’ya gelince durdu ve buranın adını sordu. Kerbela cevabını alınca Hz. Ali (ra) gözyaşlarını tutamadı. Şöyle dedi;
“Bir defasında Resulullah’n huzuruna gitmistim. Ağlıyordu. Ya Resulullah Seni ağlatan nedir?” diye sorduğumda bana “az önce Cebrail aleyhisselam yanımdaydı. Bana oğlum Hüseyin’in Fırat kenarında Kerbela denen yerde öldürüleceğini haber verdi ve o topraktan bir avuç alıp bana koklattı. Gözyaşlarım akıyorsa bu benim elimde değil kendimi tutamadım,” buyurdu.

Hz. Hüseyin efendimizin şehid edildiği gün Ümmü Seleme Annemize verilen kızıl toprak kan haline gelmişti. Annemiz onu kan şeklinde görünce; “Eyvah Hüseyin’im, eyvah Resulullah’ın reyhani” diyerek ağlamaya başladı ve etrafa haber verdi. Bu acı haberi duyan Medine halkı feryatlara boğuldu.

 

Kerbela olayının nasıl gerçekleştiğini bir alıntı ile kısaca verelim.


Emevi devletinin kurucusu Muaviye'nin oğlu I. Yezid'in halifeliğini ilan etmesi üzerine, Küfe şehri halkı buna karşı gelmiş ve Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'i halife yapmak üzere Kufe'ye çağırmışlardı. 

Yezidin halifeliğine karşı çıkan Hz. Hüseyin, akraba ve adamlarıyla birlikte Kufe'ye gitmek için Medine'den hareket etti. Yezid, Kufe ve Basra valisi Ubeydullah'ı Hz. Hüseyin ve onu izleyenleri cezalandırmakla görevlendirdi. Ubeydullah da, Irak'a doğru ilerleyen Hz. Hüseyin'le beraberindekilerin üzerine Rey valisi atadığı Ömer bin Sad'ı gönderdi. 

Güçlerin denk olmadığını kestiren Hz. Hüseyin, beraberindekilere Medine'ye dönmeyi önerdi. Fakat onu izleyenler kararlıydılar. Dönmektense ölmeyi seçtiklerini, bildirdiler. Gene de ayrılanlar oldu ve Hz. Hüseyin yanında kalanlarla yola devam etti. Fırat kıyısında, Ninova yöresindeki Kerbelaya ulaştılar. 

Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, burada Ömer bin Sad'ın 4.000 kişilik ordusuyla karşılaştılar. Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, Ömer bin Sad'a Küfelilerin çağırışı üzerine geldiğini açıkladı. Ancak Küfeliler istemezse geri dönecekti. Ömer, Hz. Hüseyin'in açıklamasını Ubeydullaha bildirdi. Ondan akıl danıştı. 

Yezidin yakın adamı Ubeydullah kararlıydı. Ömere, Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin susuz kalmaları için ne yapmak gerekiyorsa yapılmasını buyurdu. Böylelikle, Hz. Hüseyin'in kayıtsız şartsız teslim olmasını sağlamak amacındaydı. Ubeydullahın buyruğu, Ömer bin Sad'a 9 Muharrem günü ulaşmıştı. 

Ertesi gün, 10 Muharrem 780 tarihinde, Hz. Hüseyin konakladıkları çadırların arasına çukurlar kazdırdı. Beraberindekileri savaş düzenine soktu. Kadınlar ve çocuklarla helalleşti. Sonra atına binip Ömer bin Sad'ın saflarına doğru ilerledi. İyi niyetli,içtenlikle dolu konuşması hiçbir etki yapmadı. Ömer bin Sad, Ubeydullahtan korkuyordu. Böylece, teke tek çarpışma başladı. Teke tek çarpışmada Ömer'in adamları çok kayıp verdiler. Durumu gören Ömer Bin Sad toplu saldırı emrini verdi. Sayıca azlık olan Hz. Hüseyin tarafı yiğitçe dayandıysa da, çok geçmeden birkaç kişi kaldılar. En sonunda 33 mızrak ve 34 kılıç yarası alan Hz. Hüseyin de şehit düşmüştü.

Sonra kendini Müslüman sanan bir cani, hz. Hüseyinin mübarek başını kesmek için bıçağını boğazına dayayınca; orada bulunan bir kişi şöyle dedi; “sakın boğazından kesme bir defa Resulullahı onu boğazından öperken görmüştüm”. Peygambere hürmete bakar mısınız? Hem torununu öldürüyor hem de Peygamberin hatırasına boğazından kesmiyor sonra ensesinden mübarek başı kesiliyor.

 

 

İşte günümüze kadar gelen ve halen devam eden İslam anlayışımız bu. İslam adına İslamı katletmek. Hz. Hüseyin İslam adına İslam'ı katledenleri durdurmak ve mübarek dedesinin getirdiği temiz dini korumak amacı ile Huzuru Peygambere sancak olma haline doğru yürüdü. Giderken de yanında beraber savaşan 70'e yakın yiğit ile kendi ailesinden onlarca şehit götürdü. Bu mübarek şehitlerinden biri de Hz. Hüseyin'in cenkten yorulup dinlenirken kucağına alıp sevdiği henüz altı aylık yavrusu idi. O minik şehit, babasının kucağında boğazına saplanan bir ok ile şehit oldu.


Hz. Hüseyin'in ve yarenlerinin şehitliğine şahit olan bir ağacın hala kan ağladığı söylenir.

 


 
Peygamberlerin diyetleri, onların Mana alemindeki nişanlarıdır.


Peygamberlerinde peygamberi olan Resulullah Efendimizin (s.a.v.) diyeti diğer Peygamberlere göre daha ağırdır. Sebebi ise kainatta gerçek manada Allah'ın Halifesi olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.), alemlere hüküm için Huzuru Peygamber müessesi kurulmuştu. Huzuru Peygambere, Hz. Hüseyin'in hakikatı Huzuru Peygamberin sancağı olacaktı. Hz. Hüseyin'in maneviyatı şu anda Huzuru Peygamberin mübarek sancağıdır. Alemlere feyz vermektedir.

 


 
Allahtan dileğimiz, mana aleminde feyiz dalgaları yayan, kainatın sancağı Hz. Hüseyin'in yüzü hürmetine İslam aleminin ayrılıkları bırakarak islamın özünde birleşmesidir.
 
Zamanın İslam adına en büyük eksikliği, Hz. Fatıma Annemizin, Hz. Ali'nin, Hz. Hasan'ın, Hz. Hüseyin'in ve Ehli beytin dualarımızda, fatihalarımızda anılmamasıdır. En büyük yanlışımız Ehlibeyt konusunu anlatan kişileri Alevi ya da Şia görmemizdir. Zaten Alevi, Şia, Sünni, vs ayrımı yapmak, Resulullah Efendimizin (s.a.v.) getirdiği İslam anlayışına, din kardeşliğine ters düşüyor. Unutmayalım ki her ayrı İslam cemaati Kur'an'a ve Resulullaha  (s.a.v.) inanmaktadır.
 
“De ki; sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehl-i Beytime) sevgidir.”
Şuara-23

 
Cafer İskenderoğlu